HEPİMİZ İÇİN BİR GELECEK VAR MI?

(Bu yazı Gökkuşağı Dergisi’nin Eylül 2020 sayısında yayımlanmıştır)

Bir salgın hastalık nedeniyle hayatın akışının tersyüz olduğu bu günlerde dünya sisteminin işleyişine dair endişeler ve geleceğe dair karamsar öngörüler arttı. Kapitalist sistem 1990’lı yıllarda ölümcül rakibi sosyalizme karşı zaferini ilan etmiş ve Francis Fukuyama gönül rahatlığıyla tarihin sonunun geldiğini ilan etmişti. Ama öyle olmadığı görülüyor. Tarihin sonunun gelmediği gibi, geleceğe dair kalıcı sistem arayışları sürüyor. Kuşkusuz mevcut demokratik düzenin gereksizliğini değil, ekonomik sistemin sürdürülebilirliğinden söz ediyoruz. Sanayi devrimiyle paradigması tamamen değişen dünya, bilgi ve enformasyon çağıyla yeni bir düzen kurmuş durumda. Bununla birlikte insanoğlunun hala yenemediği hastalıklar var ve grip onlardan biri. Bu durumda insan aklının almadığı hallerde devreye kimi sokacağız ? Robotlar bizim yerimizi alabilir mi ? Bizim yerimize düşünebilir mi ? Bireyin önemi azalıyor mu ? Gelecekte bireylerin hükmü kalmayacaksa hepimiz için bir gelecek yok demektir.

Geleceği Robotlar mı Belirleyecek ?

Başrolünde Will Smith’in oynadığı Ben Robot filmi, her işi yapabilen robotların insanlara hizmet ettiği, trafiğin havadan işlediği dijitalize bir dünyada geçer. Ancak robotlar bir süre sonra “bilinçlenmeye” başlar ve içlerinden biri tüm robotlara liderlik ederek insanoğluna başkaldırır. Polis memuru Will Smith tehlikeyi fark eden ilk insan olarak onlarla mücadele eder. 

Robotlar gerçekten yerimizi alabilir mi ve ileride dünyayı ele geçirmek için bize başkaldırır mı ? Fazlasıyla film senaryosu gibi gelen bu soru artık çok soruluyor. Aynı soruyu bilgisayarlar için de soruyoruz: Düşünen ve yorum yapan bir bilgisayar icat edilebilir mi ? Üç Fransız genç kurdukları bir bilgisayar şirketinde geliştirdikleri yazılımla büyük sanat eserlerinin tıpatıp aynısını üretiyorlar. Müzelerde sergilenen ve insanlığın dahi dediği büyük ressamların örneğin Mona Lisa’nın aynısını bilgisayarda kopyalayıp bu yazılımla çizdirebiliyorlar. Sorulduğunda gençler kendilerini “sanatçı” diye tanımlıyorlar.

En büyük merakımız bir gün bilinçli makineler yapıp yapmayacağımızdır. İnançları, arzuları, duyguları olan bir makine üretilebilir mi ? Bir robot felsefe yapabilir mi ? Belki sayısal olarak evet. Nasıl bir bilgisayar sahip olduğu sayısal verileri işleyerek doğru sonuca varabiliyorsa, aynı şeyi hafızasına yüklenen bilgilerle de yapabilir.

Hayattaki her şeyi otomatize etmeye çalışıyoruz. İnsansız uçaklar, insansız arabalar, akıllı telefonlar ve buzdolapları…

Peki ya insanı otomatize edebilir miyiz? Duygularımızı, ailemizi ve dostluklarımızı otomatize edebilir miyiz?

Makineler ve insanlar arasında etkileşimler kurmak, onları uzaktan yönetmek hepimizin hoşuna gidiyor. Geleceğin robotik teknolojide olduğunu duyuyoruz. İnsanların yerini robotlar alabilir mi? Alabilirse, nereye kadar alabilir?

İnsan ile teknoloji arasındaki ilişkiyi inceleyen “Cyborg Antropoloji” işte bu sorulara yanıt arıyor. Klasik antropologlar bir ülkeye gidip orada yaşayanların yediği yemekleri, giyim kuşamını incelerler, kullandıkları aletlere ve kurdukları ilişkilere bakarlar. Cyborg antropologları (insansı robotlar) ise tüm bu araştırmaları teknoloji ile insan arasındaki ilişkiye bakarak yaparlar.

İlk insanlar resimlerini mağaralara yapıyordu. Şimdi tüm bilgilerimizi avucumuzun içindeki akıllı aletlerde saklıyoruz. Bu bilgilerle ve birbirimize yazdıklarımızla tanışıyor, evleneceğimiz insanı bile bu aletlerin ekranında görüyoruz. Çünkü hepimiz artık birer insansı robotuz.

Robot deyince akıllara sadece insana benzeyen aletler gelmemeli. Kullandığımız pek çok şey bize hizmet eden birer robot… Hayatımızın bir parçası… Akıllı telefonları güç ve para kazanmak için kullanıyoruz. Bir çiftçi bile olsanız tarımsal üretim analizlerini ona yükleyip son bilgileri ondan alabilirsiniz. Pek çok şeyin kendisi ve süreçleri otomatize edilmiş durumda. Bu durumda sıradan insana ihtiyaç var mıdır ?

Bugünün Geleceği

Kimi fütüristlere göre alet kullanan insan yerine, insanı kullanan aletler çağı başlayacak. Her günümüzü sensörler tarafından doğrudan iletişim kuran beyinlerin oluşturduğu devasa bir ağın içinde yaşayarak geçireceğiz. İnsan düşüncelerinden oluşan bu küre gerçek küresel bir bilincin oluşmasına olanak sağlayabilir. Ancak bunu yaparken bireyi de ortadan kaldırabilir, varoluşumuzun nedenini dönüştürebilir.

Seattle’de Washington Üniversitesi’nden araştırmacılar iki insan beyni arasındaki etkileşimi gösterdiler. Rajesh Rao adlı bilim insanı kendi beyninin elektrik aktivitesini ölçümlemek için üzerine sensör yerleştirilmiş bir başlık giydi. Andrea Stocco ise hedeflenen manyetik alanları kullanarak beynin bölgelerini harekete geçirmeye yarayan bir cihaz kullandı.

Rao örneğin elini hareket ettirmeyi düşünerek Stocco’nun beynine sinyal gönderebildi ve sonuçta Stocco parmaklarını oynatabildi.

Duke Üniversitesi’nden Miguel Nicoleis ve ekibi ise, çalışmayı fare ve maymun deneyleri ile biraz daha ileri götürdü. Üç maymunun beyinlerini birbirine bağladılar ve primatların beyin aktivitelerinin senkronizasyonu ile sanal bir kolu hareket ettirebildiklerini saptadılar.

Aynı konuda araştırma yapan Oxford Üniversitesi İnsanlığın Geleceği Enstitüsü’nden Anders Sandberg, bağlantılar sağlansa bile nakil problemi olduğunu söylüyor. Çünkü hiçbirimizin beyni aynı şekilde çalışmıyor. Çeşitli fikir ve duyguları farklı zihinsel sembollere dönüştürecek bir yazılım insan seviyesinden bir yapay zekâ yaratmak kadar iddialı bir iş.

Sandberg’e göre doğru teknoloji ile beynin bilinçten sorumlu bölgeleri olan neokorteksleri eğitebiliriz. Böylece diğer beyinlerden daha karmaşık sinyallerin gelmesini kolaylaştırabiliriz.

Peki, böyle arı kovanı gibi zihin ile yaşamak nasıl olurdu? Küresel zihinsel grubun bir parçası olmak nasıl hissettirdi ?

Örneğin yeni doğan bir bebeği kucağına alan kişinin duygularını herkesin paylaşabiliyor olması, ya da çevre, iklim değişikliği ile ilgili bir konuda milyonlarca insanın ortak hareket etmesi… Bunlar çok güzel, ama her şeyde olduğu gibi aynanın karanlık yüzü de var. Ortak zihinsel aklın insanlığı sürükleyebileceği felaketler gibi! Yanlış ithamlar, toplumsal öfkeler…

Sandberg, “En tehlikeli düşünceleri otomatik olarak bloke eden nöral filtreler kullanılabilir” diyor. Peki, ya zihnimizi ele geçirerek kendi istekleri doğrultusunda etkilemek isteyen korsan beyin avcılarına karşı korumak için ne yapmamız gerekecek?

Düşündükçe insanlığın biteceğini ve antropolojik gelişimin artık müzelerde sergileneceğini düşünebiliriz. Fransa’da adı İnsan Müzesi (Musee de l’Homme) olan bir müze var.

Bu müze milyonlarca yıllık dünya tarihine kıyasla çok küçük bir zaman diliminde yeryüzü sahnesinde yerini alan insanın macerasını anlatmak, bunu araştırmak ve bir anlamda insana kendini tanıtmak ve bir o kadar da kendini anlamasını sağlamak için kurulmuş diyebiliriz.

İnsan müzesinin üzerinde durduğu üç temel konu var: Biz kimiz, nereden geldik, nereye gidiyoruz ?

Tüm bu sorulara bilimsel yanıt aramaya çalışmak fütüristlerin tüm çabasını özetliyor.

Sürekli online olmak, bilgi hattına bağlı yaşamak çalışma ve oyun biçimimizi değiştiriyor. Basit e-postalarla başlayan internet artık hayatımızı şekillendiriyor ve bunun geri dönüşü yok.
Bazılarının Gigaworld olarak adlandırdığı sürece yaklaşıyoruz. Yani milyonlarca insanın saniyede 1 gigabit internet hızına erişebileceği bir dünya. Yakın zamanda 5G hızında internet bizi bekliyor olacak.

Yeni nesil yüksek hızlı kesintisiz internet, imkanlar dünyasını daha da çeşitlendiriyor.

Yakın zamanda yayınlanan bir raporda, Gigaworld inovasyon döngüsünün 2025 yılına kadar Avrupa’da 250 ile 660 Milyar Euro piyasa değerine ulaşacağı tahmin ediliyor.

Önümüzdeki 10 yılda üç sektörün daha da gelişeceği belirtiliyor; karma gerçeklik, sanal olarak bir mekanda hazır bulunma ve otomatikleştirilmiş bir yaşam.

Londra’da bulunan bir büyük emlak şirketi sattığı evleri artık üç boyutlu sanal bir dünyadan pazarlıyor. Satılık evler,  Hololens üzerinde görselleştiriliyor ve potansiyel müşterilere bir binanın nasıl göründüğünü gösteriyor. Hololens, bir yapıyı daha ayrıntılı biçimde müşteriye sunmalarını sağıyor. Wall Street Journal gazetesi, ülkede faaliyet gösteren bazı emlak şirketlerinin ev pazarlarken robot teknolojisi kullandığını yazdı. California’dan Woodland Hills, REX, Zenplace ve New York merkezli VirtualAPT adlı bir aracılık şirketi robotları ve sanal gerçekliği kullanarak daire satıyor.

Benzer teknolojiler şimdiden sağlık alanında da uygulanıyor. Philips Hastanesi Ev Programı ile hastalar evlerinden çıkmadan doktor veya hemşire ile görüşebiliyor ve temel muayeneler yapılabiliyor. Buna e-doktor veya e-sağlık hizmeti adı veriliyor. Böylece kalkıp hastaneye gitmeden sağlık verileriniz kontrol altında tutuluyor ve olası bir kötüleşme belirtisine karşı çok daha erken önlem alınabiliyor.  Bu yolla günde 200 kadar hasta muayene edilebiliyor.

Bu, sağlık sektöründe devrim niteliğinde olabilecek yeniliklerin sadece başlangıcı.

Her şey daha taşınabilir ve giyilebilir hale geliyor. Hayatımızı tamamen teknolojiyle iç içe geçmiş halde göreceğiz. Farkında olmadan evimizde, çevremizde izlenip kontrol edileceğiz. Buna sağlığımız da dahil.

Robotlaşmış İnsan

Leeds Üniversitesi, İngiltere’de dört üniversite ile birlikte, 2050 yılına kadar kendi kendini onaran kentleri yaratmak için öncü bir proje yürütüyor. Bu fikir, sokak onarım çalışmalarını azaltmak ve tasarruf sağlamak için ortaya çıktı. Elektrik direk lambalarını değiştirmek ve yolda açılan çukurları düzeltmek gibi işleri yapmak için robotlar ve dronlar geliştiriyorlar.
Örneğin Leeds gibi bir yerin bakımı için, muhtemelen binlerce robota ihtiyaç olacak. Bunların hepsi, bir kontrol merkezine veya kendi aralarında bir tür bağlantı halinde olacak. Bu bağlantı ve iletişimin gerçekleşmesi için yüksek miktarda internet hızı gerekiyor.  İşte Gigaworld, bu noktada devreye girecek. Antropologlar insanoğlunu araştırırken Paris’teki İnsan Müzesi’ne yeni bir insan türünü daha koyacaklar: Robotlaşmış insanı.

Yenilik döngüsü düzgün çalışıyorsa, teknoloji daha da ileriye gidecek.

Kaynaklar

John Brockman “Gelecek 50 Yıl” NTV Yayınları. Nisan 2007

Tom Chatfield “Dijital Çağa Nasıl Uyum Sağlarız” Sel Yayınları. Ocak 2013

DoğuBatıDergisi “Dijital Çağ” Ağustos-Eylül-Ekim 2018

Murat Erdin “Parmaklarıyla Düşünen Dünya” A7 Yayıncılık. Ekim 2019

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir